DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Antakya Tarihi: M.Ö. 300’den 2026’ya 2.300 Yıllık Şehrin Tam Hikayesi

Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi : Google News

Antakya, tarih boyunca farklı kültürlerin, inançların ve medeniyetlerin bir arada barış içinde yaşadığı, “medeniyetlerin beşiği” olarak anılan kadim bir coğrafyadır. Günümüzde Hatay ilinin nüfus bakımından en büyük yerleşim merkezi olan bu tarihi kent, ortasından geçen Asi Nehri ile ikiye bölünür. Hristiyanlık tarihi açısından son derece önemli mukaddes mekânlardan biri olan şehir, geçmişten günümüze uzanan çok katmanlı kültürel mirasıyla insanlık tarihinin en canlı tanıklarından biridir. Yakın dönemde yapılan idari düzenlemelerle birlikte Antakya ve Defne Belediyesi olarak ikiye ayrılan kent, coğrafi konumu ve tarihi misyonuyla her dönemde stratejik bir önem taşımıştır.

Antakya Tarihi M.Ö. 300 Yılında Nasıl Başladı?

Antakya tarihi, resmi kuruluş belgelerine ve antik kaynaklara göre M.Ö. 300 civarında Büyük İskender’in ünlü komutanlarından Seleucus Nicator tarafından kurulmasıyla yeni bir döneme girmiştir. Seleucus Nicator, babası Antiochus’un isminden esinlenerek şehre “Antiocheia” adını vermiştir. Kent, o dönemde Silpius Dağı (günümüzdeki adıyla Habib Neccar Dağı) eteğinde ve antik adı Orontes olan Asi Nehri’nin kenarında kurulmuştur. Seleucus Nicator’un egemenliği altındaki topraklarda bu isimle başka yerlerde çok sayıda Antiocheia şehri daha kurulmuş olsa da, aralarında en çok öne çıkan ve gelişen yerleşim burası olmuştur. Kurulduğu dönemde rakibinin kurduğu Antigonia şehriyle aynı yerde olmayan bu yeni kent, daha güneydeki konumuyla stratejik bir avantaja sahipti.

Seleucus Krallığı’nın Başkenti Antakya

Şehrin kuruluşu M.Ö. 300 yılına dayansa da, Antakya’nın Seleucus Krallığı’nın başkenti olması kurucusu Seleucus Nicator’un ölümünden sonra gerçekleşmiştir. Nicator’un vefatının ardından yönetime geçen oğlu Antiochus Soter (M.Ö. 281-261) döneminde kent, krallığın resmi başkenti ilan edilmiştir. Bu dönemden itibaren idari, askeri ve ticari bir merkez haline gelen kent, kısa sürede sınırlarını aşan bir üne kavuşmuştur. Akdeniz ticaret yollarına olan yakınlığı ve verimli toprakları sayesinde hızla büyüyen başkent, antik dünyanın en önemli cazibe merkezlerinden biri haline gelerek sonraki yüzyıllardaki büyük metropol kimliğinin temellerini bu dönemde atmıştır.

Kalkolitik Çağ’dan Hititlere Antakya’nın En Eski Geçmişi

Antakya civarının tarihi, M.Ö. 300 yılındaki resmi kuruluşundan çok daha eskilere uzanmaktadır. Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalar ve Tell-Açana höyüğündeki kazılar, yörenin Kalkolitik Çağ’dan (M.Ö. 5000-4000) itibaren kesintisiz bir yerleşim yeri olarak kullanıldığını açıkça göstermektedir. Anadolu’yu Filistin ve Suriye’ye bağlayan tarihi yol üzerinde konumlanan bölge, aynı zamanda Mezopotamya’yı Doğu Akdeniz’e bağlayan en önemli geçiş noktalarından biridir. Hatay’ın çok eski bir yol güzergâhı olduğu gerçeği, bu coğrafyanın Hitit ve Eski Mısır İmparatorluklarının sınırlarını oluşturan bölgenin tam eşiğinde yer almasıyla da tarihsel olarak tescillenmiştir.

Roma İmparatorluğu Döneminde Dünyanın En Büyük Kentlerinden Biri

Antik kaynakların aktardığı tarihi verilere göre Antakya, Roma İmparatorluğu döneminde altın çağını yaşamıştır. O dönemde yaklaşık üç yüz bin nüfusa ulaşan kent, Roma İmparatorluğu sınırları içerisindeki en büyük 3. şehir olmayı başarmıştır. Dünya genelinde ise 4. büyük kent unvanına sahip olan bu devasa metropol, zenginliği, mimari yapıları, ticari hareketliliği ve kültürel çeşitliliği ile imparatorluğun doğudaki en önemli kalesi haline gelmiştir. Silpius Dağı’nın yamaçlarından Asi Nehri’nin serin sularına uzanan bu büyük yerleşim, antik dünyanın her köşesinden tüccarları, düşünürleri ve seyyahları kendine çekmiştir.

Hristiyanlık Tarihinde Antakya Patriği ve Erken Dönem Önemi

Antakya, Hristiyanlığın doğuşu ve yayılış sürecinde birincil öneme sahip merkezlerden biridir. Antakya episkoposu tarafından taşınan geleneksel “Antakya Patriği” unvanı, Hristiyanlığı kabul eden ilk putperestlerin gözetmeni olarak görev yapan tarihi şahsiyetlere dayanmaktadır. Bu episkoposluk bölgesi, başlangıcından günümüze kadar varlığını korumayı başarmış çok az kiliseden biridir. Günümüzde beş farklı kilise bu tarihi Antakya Patriği unvanını kullanmaya devam etmektedir. Bu kiliseler Süryani Ortodoks Kilisesi, Süryani Katolik Kilisesi, Antakya Rum Ortodoks Patrikhanesi, Melkani Rum Katolik Kilisesi ve Maruni Kilisesi’dir. Ayrıca tarihsel süreçte bir dönem Antakya Latin Patrikhanesi de bu coğrafyada faaliyet göstermiştir.

Küçükdalyan Bölgesi ve Tarihi Mirasları

Antakya şehir merkezine yaklaşık 1 kilometre mesafede yer alan Küçükdalyan, bölgenin tarihi dokusunu en yoğun hissettiren yerleşimlerden biridir. Asi Nehri ile Hac Dağı (Silpius) arasında konumlanan bu bölge, Antakya ile sınırını halk arasında “Hacı Kürüş” olarak anılan dere ile çizer. Küçükdalyan, 16 Kasım 1992 tarihinde belediye statüsü alarak beldeye dönüşmüş, daha sonra 12 Kasım 2012’de TBMM’de kabul edilen 6360 sayılı kanunla mahalle statüsüne geçmiştir. Coğrafi olarak Hac Dağı, Maşuklu, Asi Nehri ve Antakya Belediyesi ile çevrili olan bu bölgede, uygun iklim koşulları sayesinde her türlü sebze ve meyve tarımı mevsimine uygun olarak yapılabilmektedir.

Aziz Petrus Kilisesi ve Haron Kabartması

Küçükdalyan sınırları içerisinde, dünya inanç turizmi açısından paha biçilemez değerde anıtsal yapılar yer almaktadır. Bunların başında, dünyanın ilk mağara kiliselerinden biri olarak kabul edilen ve her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlayan tarihi Aziz Petrus Kilisesi gelmektedir. Bu kutsal mekanın yaklaşık 200 metre kuzeyinde ise kayalara oyulmuş devasa bir büst olan Haron (Charonion) Kabartması bulunur. M.Ö. 300 yılında, Kral Antiochus zamanında yapıldığı bilinen bu dev büst, başında örtü bulunan bir kadın portresini andıran yapısıyla dikkat çeker. Ayrıca bölgede Roma döneminden günümüze kadar ulaşan ve Asi Irmağı ile çayır mevkii arasında yer alan tarihi Hipodrom kalıntıları da kentin antik spor ve eğlence kültürüne ışık tutmaktadır.

Habib Neccar Dağı’nın Jeolojik ve Doğal Yapısı

Antik Çağ’daki ismi Silpius olan Habib Neccar Dağı, tepelerin zirvelerine tırmanarak kenti adeta bir zırh gibi çepeçevre saran sur kalıntıları ve kalesiyle Antakya’nın en önemli simgesidir. Kentin güneybatı-kuzeydoğu istikametini sınırlayan bu dağ, Kel Dağı sırasının bir parçasıdır. Jeolojik açıdan oldukça zengin bir yapıya sahip olan dağın altyapısı serpantin ve gabro gibi yeşil renkli kütlelerden oluşurken, üst kısımlarında ise bazalt ve kalker kayaçları hakimdir. Habib Neccar Dağı’nın kuzeybatı yamaçları, genç fay hatlarının oluşturduğu dik basamaklı, parçalanmış ve oldukça arızalı yüzeylerden meydana gelmektedir.

Asi Nehri’nin Coğrafi Özellikleri ve Su Rejimi

Antik Çağ’da “Orontes” adıyla bilinen ve kaynağını Lübnan Dağları’ndan alan Asi Nehri, kuzey yönünde yaklaşık 30 kilometre boyunca Türkiye-Suriye sınırını oluşturacak şekilde akar. Türkiye topraklarına giriş yaptıktan sonra batıya yönelen nehir, günümüzde kurutulmuş olan Amik Gölü’nün ayağı Küçük Asi ile birleşir. Daha sonra güneydoğu doğrultusuna saparak Samandağ’ın güneyinden Akdeniz’e dökülür. Antik dönemlerde küçük tonajlı nehir gemilerinin seyrüseferine imkan tanıyan ve Antakya’yı asırlar boyunca Akdeniz’e bir su yolu ile bağlayan bu nehrin günümüzdeki ortalama su debisi kent içinde saniyede 5,04 metreküptür. Kent merkezinden geçen ve günümüzde bir kanal haline getirilmiş olan yatağı yaklaşık 2 kilometre uzunluğa ve 30-35 metre genişliğe sahiptir.

Antakya’nın İklim Özellikleri ve Amik Ovası

Antakya ve çevresinde genel olarak Akdeniz iklim tipi egemendir. Bu iklimin doğal bir sonucu olarak kentte yaz mevsimi sıcak ve kurak, kış mevsimi ise ılık ve yağışlı geçmektedir. Ancak kıyı şeridi ile dağların arkasında kalan iç kesimler ve yüksek rakımlı alanlar arasındaki bölgesel farklar nedeniyle, Antakya’nın iklim koşulları kıyı şeridine kıyasla bazı farklılıklar gösterir. Yaz aylarının kıyı kesimlerine göre daha serin geçmesinin en önemli nedeni, en sıcak ortalamaların kaydedildiği aylarda Antakya’da rüzgarın en hızlı esme değerine ve en yüksek esme sayısına ulaşmasıdır. Kentin kuzeydoğusuna doğru uzanan Amik Ovası ise zirai potansiyeli son derece yüksek, kalın bir alüvoyal toprak tabakasıyla kaplı olup ilin en büyük düzlüğünü oluşturur.

Hatay Devleti’nin Kuruluşu ve Anavatana Katılma Süreci

Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılması öncesinde, bölgede tarihi bir geçiş dönemi yaşanmıştır. Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) belgelerinde “İskenderun Sancağı” olarak adlandırılan bu topraklarda, 2 Eylül 1938 tarihinde bağımsız Hatay Devleti kurulmuştur. Bu devletin ilk ve tek cumhurbaşkanlığı görevini Tayfur Sökmen üstlenmiştir. Yaklaşık 10 aylık bir süre boyunca varlığını sürdüren Hatay Devleti Meclisi’nin aldığı tarihi karar ve ardından 16 Haziran 1939’da TBMM’de kabul edilen kanunla iki taraf arasındaki sınır çizgisi kaldırılmıştır. 23 Temmuz 1939’da son Fransız askeri birliğinin kışladan çıkması ve düzenlenen resmi törenle Türk bayrağının çekilmesiyle anavatana katılma süreci tamamlanmıştır. Merkez ilçenin adı Antakya iken şehrin genel adının Hatay olmasının temel sebebi de bu tarihi devletleşme sürecine dayanmaktadır.

Büyükşehir Yasası ve Günümüz Antakya Belediyesi Çalışmaları

Antakya, 2012 yılında çıkarılan 6360 Sayılı Kanun ile Hatay ilinde büyükşehir belediyesi kurulmasının ardından metropol ilçe statüsünü kazanmıştır. Bu yasal düzenleme ile köyler mahalle statüsüne dönüştürüldüğü için 2013 yılından itibaren resmi nüfus tablolarında kır nüfusu verileri yer almamıştır. Son dönemde Antakya Belediyesi, “Afetlere Karşı Dirençli Şehirler – Güçlü Antakya” vizyonu doğrultusunda konut dönüşüm projelerini hayata geçirmektedir. Kent genelinde Kuzeytepe, Odabaşı ve Akasya mahallelerinde halı saha inşaatları sürerken, Narlıca Mahallesi Pazar Yeri projesi gibi sosyal donatı alanları da yerinde incelenerek tamamlanmaktadır. Ayrıca belediye, vatandaşların bütçesini zorlamadan sağlıklı yemeklere ulaşabilmesi için sosyal lokanta hizmeti sunmakta ve eğitim odaklı sosyal sorumluluk projelerini uluslararası kuruluşlarla iş birliği içinde yürütmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Antakya şehri ne zaman ve kim tarafından kurulmuştur?

Tarih kaynaklarına göre Antakya, M.Ö. 300 civarında Büyük İskender’in komutanlarından biri olan Seleucus Nicator tarafından kurulmuştur. Şehir, kurucusunun babası Antiochus’un ismine ithafen “Antiocheia” adıyla yapılandırılmıştır.

Antakya hangi dağın eteğinde ve hangi nehrin kenarında yer alır?

Antakya, antik dönemdeki adı Silpius olan bugünkü Habib Neccar Dağı’nın eteklerinde kurulmuştur. Şehrin ortasından ise antik kaynaklarda Orontes olarak geçen Asi Nehri akmaktadır.

Hatay Devleti ne zaman kuruldu ve ilk cumhurbaşkanı kimdir?

Hatay Devleti, 2 Eylül 1938 tarihinde kurulmuş ve yaklaşık 10 ay boyunca varlığını sürdürmüştür. Bu bağımsız devletin ilk ve tek cumhurbaşkanı ise Tayfur Sökmen’dir.

Aziz Petrus Kilisesi ve Haron Kabartması nerededir?

Her iki tarihi değer de Antakya’nın Küçükdalyan bölgesinde yer almaktadır. Dünyanın ilk mağara kiliselerinden olan Aziz Petrus Kilisesi’nin yaklaşık 200 metre kuzeyindeki kayalıklarda ise devasa Haron (Charonion) büstü bulunmaktadır.

Antakya ne zaman metropol ilçe statüsü kazanmıştır?

Antakya, 2012 yılında çıkarılan 6360 Sayılı Kanun kapsamında Hatay ilinde büyükşehir belediyesi kurulmasının ardından resmi olarak metropol ilçe statüsüne kavuşmuştur.

Kaynaklar

İlçe Haberleri:Antakya · İskenderun · Reyhanlı · Dörtyol · Kırıkhan · Samandağ · Defne · Arsuz · Belen · Hassa · Altınözü · Yayladağı · Erzin · Payas · Kumlu